Bir yıldız kaydı, adı Alex’di
neden alex’i konuşuyorum?
birileri kürttü türktü bilmem neydi derken alex ben brezilyalıyım kızım istiklal marşınızı okuyor yani brezilyalı bile olsan bölünmez bir bütünün parçası olabiliyorsun demeye getiriyor, kıymetini bilin bütünlüğünüzün mesajı veriyor, daha doğrusu verdi. Biz bütünlükten vatan sevgisinden bahsettiğimizde faşist veya akepeli oluyoruz; mantık şu: Bu adam bütünlük diyor, neresi için diyor? burası için…
alex kuranı okuyor, bitiriyor ve çocuklarına anlatıyor… niçin? müslüman olmak için mi? biz küçükken duvarda asılı duran kitaba dokunmak istediğimizde ‘’dokunma, çarpar diyorlardı’’ bunun böyle olmadığını alex ve çocuklarına bakınca anladık, ağzı burnu yerinde hepsinin! çarpılmamışlar..!büyüdüğümüzde de bir şey değişmedi kurandan bahsedince yobaz ve hee bide yeni moda sen akepelisin durumları oluyo..! tüm dünya islamı şiddet dini olarak insanların beynine işlemeye çalışırken alex bu önyargıları en doğru yer, zaman ve biçimde kırıyo..!
alex 2-2 biten marsilya maçından sonra gülmüş..! nasıl güler terbiyesiz..! işin en sıkı tarafı bu işte; bizde gülmek kötüdür arkadaş..! hele ki sıkıntılı bi durumda gülüyosan vay haline..! bi de duşta şarkı söylemiş..! vay alçak vay(!) üstümden araba geçmiş otobanda, hareket eden tek yer gözlerim, organımdan içeri 20 santimlik plastik boru sokulmuş, toplamda yüzlerce damlanın her bir damlasında tekrar ölüyorum ve o anlamlı soru: ‘’nasılsın’’ iyiyim diyorum ve tebessüm ediyorum.. ve sonra ‘’adama bak ne halde anasının durumu belli değil millet ağlıyo bu iyiyim diyor töbe töbe’’…doğru geberiyodum acıdan ve hala her gece geberiyorum, bağırarak uykulardan uyanıyorum duymak istiyosanız ama güldüm siz üzülmeyin diye, iyi olun, güçlü olun diye..! alex her durumda ve her şartta gülmenin ne denli önemli olduğunu göstermiştir..! tabi yanlış yerde..!
alex neden türkçe konuşmuyorsun diye sorulduğunda, ‘’türkçe konuşursam samet(tercüman) işsiz kalır’’ şeklinde ince bir espriyle yine farklı bir mesaj veriyor.’’ İşçide neymiş , işsiz kalcakmış pehh..! bana ne benim gt…m sağlam olsunda’’..!öyledir bizde sosyalist geçinenler ayaklarında konversleriyle solcu grupların konserinde halay çeker işçi emekçi köylü diye şarkı söyler(sırf ritim olsun diye) ama işçiye tecavüz edileceği vakit ‘’birim, birim’’ diye birbirleriyle yarışırlar. Herkes kendi g..tünü kollar burada..! işçinin hakkı, hukuku dediğin vakit hele ki duyulursa koruduğun, kolladığın şirketlerin insan kaynakları departmanları kara listeye alır seni..!ya alex deyip geçme nerelere geldik bak..!
şe şehitler dururken alexi konuşuyorlar diyenler..! niyemi alex; çünki siyasete alet edip, feysbukta bi kaç beğeni almak için konuşulmaz şehitler ve ağza sakız yapılmaz..! alex şehit isimlerini taşıyan siyah tişörtü ile verdi mesajını ama siz anlamazsınız; vatan sağ olsun dediğimizde ya faşist dersiniz ya da sen akepelisin dersiniz hatta niye sağolsun kendi canıma bakarım hatta akape varken vatan sağolmasın gibi..!
yüzü gülmediği ve kaşlarını buruşturduğu için sevdiğiniz aykut, fener formasını verdiği için saygı duyduğunuz aziz başkanınız ve siz…hepiniz aynısınız..!
Çok net değil mi?
Kırılması zor olan kabukların nasıl kırıldığını ilk izlediğimde 12 yaşındaydım.Ceviz kabuğu kırmak konusunda hep başarılı olmuştum hayatım boyunca.Fındık ve kenarı açık olmayan antep fıstığında da gözle görülür bi’ başarım vardı. Hindistan cevizinde bile biraz zorlanmama rağmen kabuğu kırmayı başarmıştım.Zamanla kabukların adeta yaman bi’ düşmanı,eğilip aman diledikleri bir kabuk kırıcı olmuştum.Ta ki insan kabuğuyla karşılana kadar. İnsan kabuğu karşısında bütün denemelerime rağmen aciz kalmıştım.Tüm gücümle vurmama karşın tek bi’ delik bile açamamıştım insan kabuğunda.Kabuğu kıramadıkça sinirleniyordum,sinirlendikçe yoruluyordum , yoruldukça uyuyordum.Obsesif karakterim yüzünden çatlak kabuklu insanlar dikkatimi çekmiyordu.Israrla kıramadığım kabuğa yönelmeye devam ediyordum. Normal bir kabuk kırıcının bir kabukla uğraşabileceği en uzun süreden daha uzun süre uğraşmıştım bu kabukla.Yinede hüsranım bitmiyordu ,her geçen gün biraz daha güçsüz hale geliyordum.Bu insan kabuğu üstünde bi’ ömür tüketmiştim neredeyse.Saçlarımdaki beyazlar belirgin hale gelmişti ve yıllardır başka hiçbir kabuğu kırmaya çalışmamıştım.Asıl uzmanlık alanım olan kabuklu yemişler ortalıkta fink atıp yokluğumun keyfini çıkartıyorlardı. Artık insan kabuğunu kırmaya gücüm kalmadığını anladığımda ilk işim ince kabuklu küçük fındıklara yönelmek oldu.Ama onları bile kıramaz hale geldiğimi farkettim.Bir zamanlar önünde kabuk duramayan ben ,basit bir fındık kabuğu karşısında çaresiz kalmıştım.İşte o an anladım ki bende her kabuk kırıcının yaptığı gibi kıramadığım kabuklar üzerinde 2-3 denemeden fazla vakit harcamamalıydım. Tüm çaresizliğimle şöminenin yanındaki koltuğuma oturdum.Dışardaki fırtınaya rağmen şöminenin ateşi kapalı duvarlar arasındaki egemenliğinin keyfini sürüyordu.Arkama yaslanıp ateşi izlemeye başladım.Yüzüm ısınmaya başlamıştı.Kalkıp mutfaktan 2 mandalina aldım.Tekrar ateşin karşısına oturdum.Yumuşak kabuğunu kolayca soyduğum mandalinaları birbirinden ayırmadan bütün halinde ağzıma attım , kabukları da ateşin ortasına bırakıverdim. Portakal soymak için ise bıçağa ihtiyacım vardı…
İnci’den çaldım çohda güzel oldu
Selam. Ben Gta vice city deki malubu
klübünün karşısında ki binada oturan
adam. Burda bir tane mal var. Adı
Tommy. Pskopatın teki orospu çocuğu.
Sokağa çıkamaz olduk ipnenin
yüzünden. Deli midir nedir ? Sahilde
güneşlenen insanların üstünden jiple
geçiyo, o da yetmiyo bikinili gezen
çevre sakinlerinin cinsel bölgesine
uzun namlulu silahlarla ateş ediyo.
Bide nasıl bi fanteziyse alışveriş
merkezine arabayla girdikten sonra
en üst kata çıkıp milleti tarıyo. Polis,
Asker ,Özel tim, FBI falan işlemiyo
hepsini sikip atıyo kodumun çocuğu.
Abi o değil caddeye uçakla inilir mi
diye sormayın caddeye uçakla indi
geçen hafta. Evine baktık bahçesine
Tank parketmiş dengesis. Hayır,
nerden buluyo anlamadık. Bazen
karıya, kıza çakmak için çimene falan
gidiyo. Şehirde ne kadar kaşar
bulursa arabaya atıp gidiyolar.
İzliyoruz bişey yaptıkları yok ama
araba sallanıyo. Nereleriyle
sikişiyosalar artık onuda anlamadık ?
Hadi erkek adamdır sikti eyvallah,
siktikten sonra kadın arabadan iniyo
bu sefer peşinden bu da inip karıyı
öldürüyo, parasını geri alıyo. Geçen
de polis helikopterini bazukalamış
manyak. Hastaneden ambulans çalıyo
sonra arabayı mahvedip bi yere
bırakıyo. Yüksek binalardan kendine
aşşağıya atıyo, az bi yükseklik görsün
arabayla uçmaya çalışıyo. Araba
demişken denize de arabayla giriyo
amına kodumun evladı. Göt kadar
şehirde nereye kaçacağımızı şaşırdık.
İpne bi de şanslı nereye gitse 100$
buluyo. En son mafya olaylarına
karışmış diyolardı. Daha ilk görevden
albayın kızını sikmiş. Ordu peşinde
piçin. Bir sürü tank getirdiler sen
misin bana tank getiren deyip oda
tank getiriyo hayır nerden buluyosa
artık ? Sokaklar savaş alanına döndü…
tahteravallinin diğer ucuna oturup sayemde yükselen insalara canımın sıkıldığında kalkabileceğimi hatırlatın
Standart
Freud diye bişey yoktur, varolduğuna inandığın anda bakmışsın sadece sigara içebilmek için yemek ihtiyacını karşılayan bir insan olmuşsun. Düşünen adamın baştan çıkmış bir hayvan olduğunu bazen kabul ederim belki ama Alain’e şu konuda katılabilirim “Hayvan, çevresindeki şeyler kendisini rahat bırakınca yatıp uyur. İnsan ise düşünür.”
"aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ederler "
Hayatı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz…
Bazen
Bir şarkıdan çıktı bu şey işte, yazı…
Kasvetinden midir bilinmez, sonbahar da hep matem kokusu almışımdır. “30 yaşımın sabahın dayım canım” diyor Kutsi. Eli telefona gitmiyormuş “yüzümde sensizliğin acısı” diyor. Biz neden ayrıldık? diye hesap soruyor şarkısında. Bu şarkı 30’una girmiş olmasının depresifliğini mi anlatıyor? Yoksa ” sen 20’li yaşlarımdaki en güzel şeydin” demesinin bana bu kadar hüzünlü gelmesinin nedenş burdan yani Beşiktaş’tan geçerken aynı yollarda arabanın içinde şarkı söyleyerek neşeli bir şekilde geçtiğim yollarda dökülen yaprakları görmek miydi? (İnsanın kendine sorduğu sorular fazlalaşması olgunlaştığının belirtisi imiş, filozofların hipotezleri işte buda) Halbuki bir an önce sonbahar olsun kış gelsin de Dolmabahçe’de oturup salep içebilelim ümidi ile mutlu olurduk. Şimdi sonbahar oldu, kış geliyor zayıf bedenime ağır bir şekilde. Artık Dolmabahçe’de salep servisine başladılar. Ben iyiyim, bazem başım ağrıyo nezle olucam heralde. Boğazın havası, denizin dalgası aynı. Ama yüzüme vuruşu farklılaştı rüzgarın. Hoş belki de hep aynı idi. Sadece içime çekişim farklılaştı. Rüzgara artık gitme demiyorum, ona herşeyi yanında götür, hatta işine yarayacaksa beni de götür diyorum. Laf işte. Aslında sevdiğim çok şey var benim, bunlardan biri senin gidişini izlemekti. Saçlarımın arkasından esip, kulak hizamdan geçipte boynumdan kaybolup gitmeni hissetmek. “ikimize karşı bu dünya, bizi anlamayacaklar” diyor şimdi de Teoman. Evet rüzgar sen bana göre sadece estiğin anda varsın ve fazlası ile özgürsün. Ve şarkı bizim için devam ediyor„
Bu hayatta bizi böyle yakamızdan tutacaksa,”hadi böyle yaşa” derken kalbimize sormuş mu?
Şükür
Ağzıyla kuş tutsalarda sevmediğim insanlar var benim, birde canıma okusalarda vazgeçemediklerim…
Çok hata yaptım şimdiye kadar tarifi zor dönüşü imkansız. Ders aldıklarımda oldu almaya fırsat bulamadıklarımda. Duyduklarım doğruysa zaferlerimde olmuş. Ahımı alanlar bedelini ödüyorlarmış. Iyiki yapmışım dediklerimde var keşkelerimde. Unutmayı istediğim kişiler ve zamanlar var. Unutamadığım ama bigün mutlaka unutacağım dostlarımda, hayatımdan seneler çalan insanlar var. Hafızamdan silmek istediğim görüntüler duymamış olmayı dilediğim sözler var. Kiminin gözüne sokmak istediğim gerçekler var hala bende saklı olan. Herşeye rağmen isyan etmiyorum rabbim sınıyor deniyor diyorum ve susuyorum…
Esas olan„belki„ bazen…
Sorun edemdiysem ben bağrışlarımı kendime,illa sorumlu tutacak birini bulmalıydım. Seninle aramdaki kilometreler nedenlerden biriydi sanırım. Mutsuzluğun yarım,kırık,kekremsi tadını en mutlu anlarımızda tattım yanı başında, sanki her an avuçlarımdan kayıp gidecekmişsin gibi.
Buraya ne zaman geldim hatırlamıyorum yolda düşündüğüm şeyler kafamda uçuşma esnasında toplarlayabildiklerim bu kadarı idi yalnızca. Şizofrenikçe arkamda hep bi rgöz olduğuna bu sefer inanmadım bu sefer arkamda birirleri tarafından izleniyomuyum diye düşünmedim, yanılgılarımı dahada melankolikleştirip içinde yüzdüğüm sessiz,ağlamaklı bir o kadarda cevapları olmayan kendimce düşüncelerimle. Şimdi sessiz,susmuş olan tribünler alkışlayıp haykırsınlar bana moral olsun diye… Tüm içlerindekini döksünler ifadesiz yüzüme, öyle bir yüz ki ak mı? kara mı? belirsiz… öyle bir yüz ki senin bendeki belirginsizliğini anlayamamış buna tepkisi olmayan, ve insan fazlalığına saygısız bir serseri gibi tüm yalnızlıklarını küfre çevirip kusmak istercesine… Öyle bir yüz ki ölmüşcesine sarımtırak,terkedilmişcesine yıkık ve öyle ne idüğü belirsiz ki„
Şimdi haykırır belki arkamdaki kalabalık, sinirlerime oynamaya devam ederken, ben„ belkide sudoku çözmek veya elimde kahve ile günlük gazetemi okuyor değilde. Halen kalabalığa edemediğim küfürlerin pişmanlığı ile ne zaman avuçlarımdan kayıp gideceğin günün muhasebesini burada yapıyorum, nerden başlasam acaba?
Nefesimi yettirmeye çalıştığım ömründen kendi ömrümü amorti etmeliyim önce„ sonuna kadar düşünmeli gözlerinde bitirmeliyim. Biz hiç bütünleşöedik ki birleşik bir hayatımız olsun.
Beni yakala…

